Yavuz Sultan Selim ve Cariyenin yürek burkan aşkı

Google+ Pinterest LinkedIn Tumblr +
 
Biz genelde  Hükümdarları;  fetih yapan, savaşçı ruhlarıyla tanırız.Oysa ki, hatırı sayılır bir kısmı aynı zamanda müzisyen, bestekar, güfte yapan, şiirler  yazan  padişahlar olduğunu bilmeyiz. Bir çoğu ”Mahlas” yani ”takma ad” kullanmışlardır ve dönemlerinde bu mahlaslarıyla bilinirler.
 Mesela Kanuni Sultan Süleyman’ın Hürrem’e olan aşkını bilmeyen yoktur herhalde. ”Muhibbi” mahlasıyla kaleme aldığı ve Hürrem’ e yazdığı
Celîs-i halvetim, varım, habîbim mâh-ı tâbânım
Enîsim, mahremim, varım, güzeller şâhı sultânım

Hayatım hâsılım,ömrüm, şarab-ı kevserim, adnim

Bahârım, behçetim, rûzum, nigârım verd-i handânım

Neşâtım,işretim, bezmim, çerâğim, neyyirim, şem’im

Turuncu u nâr u nârencim, benim şem’-i şebistânım

diye devam eden bu şiiri, onun tam bir gönül adamı olduğunu ıspatlayacak türdendir.

( ” Sanatçı ruhlu padişahlar ” adı altında ele aldığım yazımda bu padişahlara ayrıntılı olarak yer vereceğim.)

Bu gönül adamlarının hayatlarını okurken yazmadan geçemeyeceğim bir aşk hikayesi var. Ve ne zaman ”gerçek aşk nedir” diye bir soruyla karşılaşsam bu dramatik aşk hikayesi gelir aklıma. 

Yavuz Sultan Selim şiir seven padişahlarımızdan idi. Sadece Türkçe değil Arapça ve Farsça şiir yazar ve söylerdi. Sert ve hiddetli bir tavrı olmasına rağmen ikili ilişkilerinde gayet ince , nazik  zarif ve mütevazı biriydi.
Uzun heybetli yapısı ve siyah iri gözlerinin çekiciliği ile de tanınırdı. Hal böyle olunca cariyesinin de gönlünü fethetmesi zor olmamıştır elbette.
 Efendim; Yavuz Sultan Selim Han, Mısır’ı  fethettiğinde bir süre orada kalır. Bu sırada kaldığı otağda görevli Mısırlı bir cariye vardır ki, Selim Han sabah çıkınca, geliyor, akşama kadar çadırı temizleyip yemekleri hazırlayıp gidiyor, akşam olunca da Yavuz Selim Han çadırına dönüyor…
Bu cariye Yavuz Sultan Selim Hanı görür görmez âşık olur. Lâkin ümitsiz bir aşk!.. Zira bir tarafta koskoca Cihan Padişahı , diğer tarafta basit bir cariye…
Cariyenin aşkı dayanılmaz seviyeye ulaşıp da kalbine sığmaz hale gelince, ne yapacağını bilemez halde Padişaha açılmaya karar verir. Lâkin aradaki uçurumu düşününce koca sultanın karşısına çıkma cesaretini kendinde bulamaz. Düşünür, taşınır ve bir yazıyla ilân-ı aşk etmeye karar verir. Bir not yazarak Selim Han’ın yatağına bırakır. Notta sadece üç kelime yazılıdır: “Derdi olan neylesin?”
Akşam gelince notu gören Selim Han, bunun, çadırını süpüren cariyeye ait olduğunu anlar ve kâğıdın arkasına cevabını yazar: “Derdi neyse söylesin.”
Kâğıdı aynı yere bırakır. Sabah olunca da çıkıp gider. Cariye temizlik için çadıra geldiğinde kaparcasına kâğıdı alıp heyecanla okur. Halifenin cevabından cesaretlenen cariye, kâğıdı çevirip önceki notunun altına şu cümleyi ekler: “Korkuyorsa neylesin?”
“Hiç korkmasın söylesin!”
Akşam olur. Halife çadıra döner. Kâğıdı okur ve cevabı yazar: “Hiç korkmasın söylesin!”
Sabah bu cevabı okuyan cariye artık kararını vermiştir! Aşkını o akşam halifeye söyleyecektir. O gün temizliği bitirdiği halde gitmeyip beklemeye başlar…
Yavuz Sultan Selim Han akşam çadıra dönünce cariye hemen ayağa kalkar. Selim Han “Buyurunuz, sizi dinliyorum” deyince, cariye bütün cesaretini toplamaya çalışırken, titreyen ellerini gizlemek için elleriyle dirseklerini tutarak kollarını kavuşturur. Heyecandan kalbi yerinden fırlarcasına atarken, titrek ve mahcup bir sesle “Efendim…” der. “Cariyeniz…” ve cümlesini tamamlayamadan “Allah!” diye feryad ederek yığılıp kalır. Selim Han da çok hislenmiştir. Gözyaşlarını silerek etrafındakilere şöyle der:
“Gerçek aşkı şu cariyeden öğrenin. Zira âşık, mâşukunun yolunda olur ve o yolda ölür.”
  Çokbilmiş
Paylaşım için teşekkürler :)

Yazar Hakkında

Üretmek; Zannediyorum bazı insanların hamurunda olan bir şey. Hani şu hep bir işle meşgul olan tipler var ya, hah ! tam da onlardan bahsediyorum. Kendimi bildim bileli, çamurdan oyuncak yapmayla başlayan hikayem de hep bir şeyler üretmek istemişimdir. Yahut içimden gelen bu duygusal baskılara karşı koyamamışımdır. İlham perilerim uçuşmaya başladı mı yüreğimde, çamur olsun ve yahut kalem ... hemen bir şeyler karalamaya çizmeye başlamışımdır. Okumayı, yazmayı, çizmeyi, bir şeyleri değiştirmeyi, dönüştürmeyi seviyorum. Ürettiklerim ile büyüyen serpilen ruhum bazen de tedavi edilen ruhum. İlham perilerim ise; beni etkileyen bir yağmur damlası ya da mühim bir mesele... adı her neyse bu blog yolculuğuna çıkmama sebeptir. Okumadan olmaz, okuyup da hayalini kurmamak, hayalleri bir bedene büründürmeden hiç olmaz. Benim hayallerimin bedenleri çizimlerim, karikatürlerim, satır aralarında gizlediğim naktalarım, virgüllerim ... Efendim;İnsanoğlu müthiş yeteneklerle, becerilerle donatılmıştır. İş kendini bulmakta ve yahut önce aramakta. Ben bloğuma başlarken kültür-sanat, sağlık güzellik, yazı, çizim diye başlasam da, bilin ki bu kendimi arayışımdandır. İlerleyen zamanlarda da kendimi bulacağımı ümit ediyorum. Bu nedenle Çokbilmiş Tıflıgül adıyla yazacağım Not: Tıflıgül : Gül tomurcuğu.

Bir Yorum Bırakın